15 Temmuz 2015 Çarşamba

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 10. Bölüm

Duyu Bütünleme Terapisi (Sensory integration therapy) 

Dikkat dağınıklığı, davranış sorunları, gelişimsel sorunlar, otizm, öğrenme problemleri-disleksi, koordinasyon problemleri, konuşma ve yeme sorunları, sosyalleşme ve iletişimsel sorunlar, yaygın gelişimsel bozukluk, fiziksel problemler, hiperaktivite, down sendromu, cerebral palci gibi farklı tanılara eşlik eden duyusal bütünleme problemleri yaşayan çocuklara, bu terapi için düzenlenmiş özel odalarda, alanında uzman terapistlerce uygulanan; çocuğun kendi vücudunu ve çevresini doğru algılamasının ve sinir sistemi gelişiminin temel alındığı, dışarıdan bakıldığında eğlenceli oyunlar oynanıyormuş izlenimi veren, geniş yelpazeli bir terapi yöntemidir. 

Duyu bütünleme terapisi 1960’lı yıllarda Amerika’da doktor J. Ayres tarafından, University of Southern California 'da yapılan araştırma ve çalışmaların ardından uygulamaya konulmuş, devam eden süreçte tüm dünyada, çocuklar için birçok problemin çözümünde oldukça önemli bir terapi yöntemi olarak uygulanmaya başlanmıştır. Duyu bütünleme terapisinde çocukların yaşadıkları duyusal tecrübelerin nörofizyolojik adaptasyonu ve çocuğun duruma uygun adaptif cevap açığa çıkarması sağlanır. Kişinin vücudu ve çevresinden aldığı duyu bilgileri, beyinde, bilginin kavranması, yorumlanması ve bütünleştirilmesi işlemlerinden geçerek, ortaya çıkan duyusal bilginin kullanılması ve bu bilgiye organize bir cevap açığa çıkarılması sağlanır. Böylece çocuk dış dünyadan ve kendi vücudundan gelen duyu bilgilerine adapte olur. Terapideki hedef çocuğun her zaman mutlu, iletişime açık ve ortamdaki uyaranları rahatlıkla tolere edebilir halde olmasını sağlamaktır. 

Olumlu tecrübeler öğrenmeyi kolaylaştırır. Seans sırasında mutlu olan çocuk iletişimi sürdürür ve oyun sırasında öğrendiği bilgileri günlük yaşamına çok daha kolay entegre eder. Çocuk ancak dünyayı normale en yakın şekilde algıladığında öğrenmeyi gerçekleştirebilir. Dünyayı en iyi algılama da ancak duyusal bütünlükle sağlanabilir. Terapinin temeli duyusal uyaranların, çocuğun ihtiyaçlarına ve sorunlarına göre planlanarak, çeşitli diyetler halinde çocuğa sunulmasıdır. Duyu bütünleme terapisi sırasında her çocuk kendi içinde farklı bir birey olarak kabul edilir çünkü her çocuğun farklı duyusal bozuklukları ve elbette farklı bir kişiliği vardır. Terapi seanslarının başında çocuk çeşitli testlerle ayrıntılı bir şekilde değerlendirilir ve hangi alanlarda ne şekilde sorun yaşadığı tespit edilir. Çocuğun problem yaşadığı alanlardaki bozukluğun davranışlarına ne şekilde yansıdığı gözlemlenir ve uygun terapi programı çizilir. 

Terapi sırasında aile sürecin en önemli parçasıdır ve terapistle aile, çocuğun da içinde olduğu bir takım gibi çalışmak zorundadır. Terapi süreci içinde; standart terapinin dışında çocuğun terapi sırasındaki ihtiyaç ve arayışları göz önünde bulundurulur ve aileye de çocuğunun neye ihtiyacı olduğunu anlaması için eğitim verilir. Unutulmaması gereken en önemli nokta terapilere devam eden çocuğun bir birey olduğu ve asla standardize edilemeyeceğidir. Duyu bütünleme terapisi çocuğun ve ihtiyaçlarının önderliğinde sürdürülür. Terapi sırasında seanslar çocuğa, ihtiyacı olduğu düzeydeki duyusal uyaranlarla donatılmış veya uyaranlardan arındırılmış duyusal diyet oyunları şeklinde sunulur. Çocuğun seans sırasında terapistle sürekli iletişim halinde olması birincil hedeftir. Çünkü seans sırasında, yapılandırılmış ortamda, iletişim kuran, fikirler üreten, çözümler bulan, hayal eden, sosyalleşerek oyuna katılan çocuk; seanslar dışında da iletişimi sürdürecek ve günlük hayatındaki sosyal, fiziksel, davranışsal ya da psikolojik sorunlarını atlatmaya başlayacaktır. 

Gelecek yazıda görüşmek üzere...

Sevgiler; 

Ebru Sidar 

Physical Therapist The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified SIPT Certified

10 Temmuz 2015 Cuma

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 18 ve 19. Haftalar

18. Hafta 

Bu haftaya başlangıç bu senenin virüsü nedeniyle hastalık ile oldu. Neyse ki ilaç kullanmadan ama sadece yatıp dinlenerek düzelmeye başladım. Eşim de benden kapıp hasta olmasaydı iyiydi… Bakalım böyle ne kadar birbirimize bulaştırıp devam edeceğiz. Belli bir süreden sonra internette hafta hafta hamilelik yazılarını okumak eskisi gibi zevk vermemeye başladı. Doğal bir süreç belki de… O en çok merak ettiğin şeye alışıyorsun git gide… Mesela o bir “bebek” iken artık “oğlum” oldu ☺. Eşim beni kızdırırsa hemen oğluma şikayet ediyorum. Bir şey yapmak istemezse “ biz oğlumla yaparız” diyorum. Şimdiden hayat daha farklı olmaya başladı bile… Sanırım bu hafta 1 kilo daha aldım. Ama gidişat bu şekilde olacak, yapacak bir şey yok. Kilo almaktan korkmuyorum, kilolar benden korksun. Mümkün olduğunca protein ağırlıklı beslenmeye devam ediyorum. İnşallah bu kilolar bana değil de oğluma gidiyordur. Alıp da giymediğim hamile pantolonumu bu hafta giymeye başladım. Ama beli ayarlanmayan bir model, o yüzden düşüyor ☺ Birkaç haftaya kadar bebeğin büyüyüp onu dolduracağını düşünüyorum. Yüzümde çıkan sivilcelerle başım dertte. Biri sönüyor, öbürü çıkıyor. Yine yüzümdeki kuruluk için aldığım dengeleyici yüz yıkama jelinden memnun kaldım. Biraz olsun düzelmeye başladı. 

19. Hafta 

Bu hafta ne zamandır istediğim yürüyüşlere başlayabildim. Havaların düzelmesi ile açık havada yürümek bana iyi geldi. Yürüyüş yaptığım yerlerde hep bebeğim doğunca onu getirip beraber dolaştığımızı hayal ediyorum. Hormonal mi yoksa zaten işin doğası gereği mi bilmiyorum ama daha çok “aile” olduğumuzu hissediyorum şimdiden. Eşimin üniversiteden arkadaşları ile haftasonu pikniğe gittik. Hepsinin 1 ya da 2 çocuğu vardı. İnşallah bizimki de bir dahaki sefer aralarına katılacak. Ama dikkatimi çeken en önemli nokta tüm babaların çocukları annelerine bırakarak keyif yapmalarıydı. En çok dinlenmesi gereken annelerken yine en çok yorulan anneler oldu. Bu piknik gelecekle ilgili beklentilerimi azaltarak belki de hayal kırıklıklarımı önleyecek bir deneyim oldu. Yine de Allah’tan ümit kesilmez, belki tersi olur diyorum.
Bir süredir azalan mide yanmalarım yine başladı. Ne sebep oldu ki? Farklı bir şey de yemiyorum. Aslında işin en garip yanı bu şekilde aynı şeyleri yiyerek kilo alıyor olmam ☹ Normalde böyle dikkat etsem zor da olsa 5 ayda kilo verebilirdim. Şimdi üstüne alıyorum. Teşekkür ederim sevgili metabolizma… Tiroid kontrolümü yine zamanında yaptırdım. İyi gidiyoruz dedi doktorum. 24. Haftada yapılacak şeker yüklemesini sordum. Bazı kaynaklarda zaten şeker problemi olan birine hamilelikte şeker yüklemesi yapılınca bunun hamilelik şekerini tetiklediğini okumuştum. Bu durum şekeri yüksek seyreden kişilerde olabiliyormuş. Şuanda benim değerlerim iyi olduğu için bu yüklemenin yapılmasında bir sakınca yokmuş. Büyük ihtimalle devlet hastanesinde yaptıracağım. 

Son iki – üç haftadır durduk yere başlayan terlemelerimin de açıklamasını buldum nihayet… Tiroid bezinin daha hızlı çalışması sonucunda terleme artıyormuş. Önümüz yaz, herhalde böyle giderse sürekli hamamdaymış gibi terleyeceğim. Seyahate engel olup olmadığını sordum doktoruma. Özellikle kan sulandırıcı iğne kullandığım için bir sıkıntı olmayacağını söyledi. Demek ki benim sevmediğim o iğnenin de bir hayrı varmış. Aslında bu seyahat iş ile ilgili. Doktordan onayı aldım. Ama eşimden onayı alabilecek miyim, bilemiyorum. Umarım sorun çıkarmaz. Normalde iş gereği seyahat eden biriyim. Ama uzak mesafelere gidiyorum. Bu nedenle bazen çok zevkli gibi görünsede aslında çok yorucu olabiliyor. Haftaya seyahate gidip gitmeme konusunda henüz ben de tam olarak karar veremedim. Ama en azından tıbbi bir risk yok. Hadi hayırlısı diyelim…

Haftaya görüşmek üzere...

Melek

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği İle İlgili Bir Soru - Bir Cevap

Soru:

Sevgili BYBO,

Oğlum Ekim ayında 6 yaşına girecek. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu var. Doktordan rapor aldık ilkokula başlamaması için. Gecen yıl anaokulunda devamlı dışlandı. İlaç kullanılması konusunda yoğun bir baskı vardı. 3 psikiyatrist 1 de pedagog gördü; hepsi ilaç dedi. 1.5 ay ilaç kullandı. Ama ilaç ile halüsinasyon gördu. İlaç yapmaz dediler ama 3 gün ayağımın altında yılanlar var diye feryat etti. O yüzden bu durumda daha fazla ilaç kullanmasını kesinlikle istemiyorum. 

Evde tıkılıp kalmış, manevî destek alamadığımız bir durumda yalnızız oğlum ve kardeşleriyle. Okula gonderirken ilaç kullanmayacağı için oğlumu böyle kabul edebilecek, ilaç kullanımına ya da zeka geriliği raporuyla birebir eğitim görmeye yönlendirmeyecek bir yer arıyorum. Çünkü iyi idare edilip ilgi gösterildiğinde çok da güzel öğreniyor. İzmir'de, servisi olan, hatta devlet desteğinden yararlanabileceği makul fiyatlı anaokulu arayışındayız. Özel ya da yüksek bütçeli anaokullarına gücüm yetmiyor. Aynı zamanda belediye kursu gibi ama servis imkanı olan aktiviteler arıyorum. 

Cevap:

Bende ağır seviyede hiperaktivite var, yüzellibin testten geçtim, hem de yetişkin, tabi çocukluktan beri var. bu konuda ne var ne yok okudum ve ADHD'li insan gördüğüm zaman, odaya girerken anlıyorum. Bana da en ağırından ilaç verdiler, kullanmadım, gerçekten berbat o ilaçlar. İşe yarıyorlar bir açıdan, dikkatini toplayabiliyorsun ve bu miyop göze gözlük giymiş hissi veriyor, ama kendin gibi de hissetmiyorsun. Bir kere aldım ve doktora iade ettim. Bu ilaçları kullanan çocuklarda ileriki yaşlarda madde bağımlılığı oranı daha yüksek oluyor. Çoğu çocuk bu ilaçları sevmiyor ve alıyormuş gibi yapıp almama oranı çok yüksek. Nedenini de biliyorum, kendini kaybediyorsun. 

ADHD bir hastalık değil, bir kişilik türü. Nüfusta aşırı düzenli, herşeyi zamanında yapan, hiç hayal kurmayan, zamanı harika ayarlayabilen, istediği an istediği şeye dikkatini toplayabilen insanlar var. Bunun tam tersi de var. Bazı insanlar hayalci, yerinde duramayan, daldan dala atlayan, her işe geciken tipler. Bu ikisi de aşırı uç, ama ikisi de hastalık değil. toplum birinci grubu normal görüyor ve özellikle çocuklukta ödüllendiriyor. Öbürünü hasta olarak sınıflandırıyor. Halbuki bu ikinci grup son derece işlevsel, mutlu, başarılı hayatlar sürebiliyor. Kendilerini bildikleri sürece... 

ADHD'li bir çocuğun devamlı hareket etmesi lazım. Spor, ama haftada 3-4 saat değil. Haftada 20 saat spor yaptırmaları lazım. İlk fırsatta spora yazdırılmalı, ne çeşit olduğu önemli değil. İkinci olarak televizyondan tamamen uzaklaştırılması lazım. Bu her çocuk için önemliyse de, bu çocuklar için aşırı önemli. Üçüncü olarak, boş vakte ihtiyaçları var. Yani hiçbirşey yapmayacakları, sadece tavanı seyredecekleri, ya da kendi kendilerine zıplayacakları, takla atacakları, hayal kuracakları yapılandırılmamış bomboş zamana. Çünkü ADHD yapısı hayalcidir ve hayal kurmak bir ihtiyaç, bir zorunluluktur. Buna imkan verilmezse, rahatsızlık doğar. Son olarak da, bu çocuklara düzen kendiliğinden gelmez. Her şeyi unutabilir, fark etmeyebilir, etraflarındakileri devamlı sinirlendirebilirler. O düzeni aile sağlayacak. Düzen konusunda çok ayrıntılı olacaklar, tüm yapılacakları çocuğa kızmadan anlatacak, okuma biliyorsa yazılı, bilmiyorsa resimli olarak evin her yanına talimatlar asacaklar: 

Banyodan çıkmadan, elini yıka, ışığı kapat. Dışarı çıkmadan montunu giy gibi, çoğu insana komik gelebilecek şeyleri dalgınlıkla unutur bu çocuklar. Hatırlatıcı talimatnameler duvarlarda olmalı. Ve çok güzel rutinler oluşturulmalı ki, çocuğun etrafı düzenli olsun. Bir şeyi hatırlaması istenirse, liste şeklinde söylenmemeli. Gözünde canlandırması, hayal etmesi istenmeli. Mesela 'bakkala git, ekmek, süt, yumurta al' dersen, yumurtayı unutur. 'Simdi bakkala gittin, süt şişeleri nerede, evet o köşeye git, yumurtalar nerede, ekmeği nereden alacaksın' diye gözünde canlandırması istenmeli. ADHD'li çocuklar istedikleri şeye odaklanamazlar, zaten ADHD'nin temel tanımı bu aslında. Ama bir şey ilgilerini çekerse, istem dışı olarak inanılmaz yoğun bir odaklanma yaşarlar. O zaman da başka şeyleri fark etmezler. Sen bir şey söylersin, cevap vermedi diye sinirlenirsin, ama o hiç duymamıştır. İlginç birşey izliyor, düşünüyor, okuyordur. Bu durumda seni duymaları için yapacak şey, vücutlarına dokunup, gözlerini çevirip, dikkatlerini sana çevirdiklerinden emin olduktan sonra konuşmaktır. 

Bunu Türkiye'de söylemek belki anlamsız, ama meditasyon çok işe yarıyor ve ne kadar erken başlanırsa o kadar iyi. Bunun için de bir kuruş harcamalarına gerek yok. 10 saniyelik egzersizlerle başlayıp, her gün meditasyon yaparak, 6 ayda 10-20 dakika meditasyon yapacak seviyeye gelebilirler. Bu da uzun dönemde odaklanma güçlerini inanılmaz ilerletir. ADHD'nin, yani bu tip insanların nüfusta var olmalarının nedeni, bu özelliklerin toplumda evrimsel olarak çok da faydalı olması. Masa başı işler için uygun değillerdir, ama sanatçıların, sinema emekçilerinin, satışçıların, bilim adamlarının arasında adhd oranı yüksektir. Hayal güçleri geniştir, konuşkandırlar, kolay sıkılır, yenilik ararlar, meselelere farklı açılardan bakar, sıradışı düşünebilirler. Bu bazı meslekler için avantajdır. Ama ayrıntıya dikkat isteyen,rutin, sıkıcı diye tanımlanabilecek işlerden uzak durmaları gerekir, başarısız ve mutsuz olurlar. Bu çocuklar muhasebeci olmamalı, ama muhabir olacaksa, adhdli insan olmalı. Çoğu çocuğun, özellikle erkek çocukların ADHD'si ergenlik seviyesinde yok olur deniliyor. Bence daha çok insanları delirten yerinde duramama kısmı geçiyor, karakter özellikleri temelden değişmiyor. Ama çocukluktaki gibi görünür olmuyor. 

ADHD teşhisi hem çocuğun kendine bakışını, hem de etrafın bakışını yönlendiriyor. Bu konuda ailenin ve haber verilecek okulun çok dikkatli olması gerekiyor. Bu çocuklar hasta değil, engelli değil ve öyle algılanmamaları gerekiyor. ADHD büyük ölçüde genetik. Ayrıca zeka ile hiçbir bağlantısı yok. Yani bir insan üstün zekalı da, düşük zekalı da olabilir ve adhd'si olabilir. Bağlantısı yok. adhd'li çocuklar ortalamadan aptal ya da zeki değiller. ADHD kelimesini bile kullanmadan, çocuğumuzun odaklanması ortalamadan zor demeleri daha doğru bence. Sorun eğitim sisteminde. Küçük çocukları hareketsiz olarak saatlerce oturup, ilgilerini çekmeyen şeyleri olabilecek en sıkıcı formatta anlatıyorlar. Sistem anlamsızken, çocukları "tedavi" etmek korkunç. Bu sistemde yollarını bulacaklar. 

Yine tavsiyem, büyük sınavlaradn önce (teog ya da üniversite sınavı) bu ilaç birkaç gün kullanılabilir. Bu sayede çocuk bu acayip sınav sisteminde dalgınlıktan bildiği soruları kaçırmaz. Yani hayatında 4-5 gün ilaç kullanabilir. bunu da kimse ile paylaşmamaları faydalı. Ben hayatımı oldukça ciddi seviyede ADHD ile ilaçsız, yardımsız, terapisiz geçirdim. Sanslıydım, okul başarım etkilenmedi, ama zorlukları oluyor. Ama her kişilik tipinin getirdiği zorluklar var, insanın kişiliğini tedavi etmek komik birşey. Çocuklarını bu sistemin içinde dediğim yollarla büyütebilirler. Çok bol spor, çok az ekran, çok sıkı rutinleri ve düzeni olan bir ev ortamı, mutlaka biraz boş vakit, meditasyon ve daha önce bahsetmedim ama elbette sağlıklı bir diyet ile. "Bu çocuklara hayalgüçlerini yönlendirecek, sıkılmalarını önleyecek uğraşlar da bulunmalı. Bu sanat olabilir, başka birşey de olabilir, çocuğun ilgi alanına bağlı, ama bu her çocuk için geçerli aslında. Ama dediğim gibi ADHD'li insanlar, bir şeye ilgi duyarlarsa inanılmaz yoğun odaklanırlar, yani bu inanılmaz odaklanma derse olmaaybilir, ama çok verimli olabilir. Pek çok bilim adamı adhdli ve o yoğun, kesintisiz odağı çok tutkuyla sevdikleri bilimde kullanıyorlar. 

Sonuçta, ben de dünyaya ADHD'li olduğumu haykırmıyorum, çünkü insanlar önyargılı. Zaten insanlar birini tanıdıkça, karakterini de tanıyacaklar. Oysa ADHD denildiğinde çocuğa bir yafta yapışacak. Çocuklar da bu yaftayı içselleştiriyor. Bir de ADHD'li insanlar risk almaya daha yatkındır ve korku duyguları biraz daha az gelişmiştir. Aileler bunun da farkında olup, buna göre yetiştirmeli çocuğu. Bu da aileyi zorlayan birşey elbette. Ama kimse risk almasaydı, kim kaşif olacaktı? Cocuğu yargılamadan, kişiliğini değiştirmeye çalışmadan, onu okulda ve arkadaşlarıyla zorlayan şeylere çözüm bulup, biraz törpülemek mümkün. En önemlisi de kendisine benzeyen arkadaşlar bulması. Bu olduğunda zaten çok daha mutlu olacak. ADHD'li insanlar, diğer ADHD tipi insanlarla çok daha kolay anlaşır, arkadaş olurlar. Bir arkadaş ise dışlanmamak için yeterlidir. Buna dikkat etmeleri lazım. Okulda dışlanmaya karşı en büyük çare tek bir iyi arkadaştır. Arkadaş edinmesi için çaba göstermeliler. Belki eve okuldan birilerini çağırabilir, aileleri ile tanışabilirler.

Şunu da ekleyeyim; ADHD'li çocuklara evde devamlı başa çıkabilecekleri seviyede sorumluluklar verilmeli ve sorumluluk duygusu özenle geliştirilmeli, çünkü sorumsuzluğa yatkın olabilirler. Bu nedenle sporun faydası çok büyük oluyor. Sadece hareket değil, disiplin, sorumluluk ve rutin dolu bir hayat sağlıyor çocuğa. Boş vakit derken de saatlerce boş vakit değil kast ettiğim. Ama mesela arabada elinde tablet olmamalı, camdan dışarı baksın, ya da biraz erken yatsın, uykudan önce kendiyle yalnız kalsın. 20-30 dakika bile yeterli olacaktır. O 20-30 dakikayı tablet başında geçirirse, bunu fark etmese de büyük bir eksiklik yaşar.


7 Temmuz 2015 Salı

Bir Pazar Eğlencesi olarak Ailecek Hapishane veya İnfaz Ziyareti

19. yüzyılın başından itibaren ve 1950’li yılların sonuna kadar Avrupa’da “eğlence” ve “eğitim” amaçlı insanat bahçeleri varmış. Kongo, Fildişi Sahilleri, Sudan gibi Afrika’nın çeşitli ülkelerinden kaçırılarak getirilen kadın, erkek ve çocuklar buralarda sergilenir, ziyaretçiler de kafeslerden ellerini uzatarak sergilenen insanları beslerlermiş. Linç, farklı durumları da içine alacak şekilde tanımlanabilse de, Amerika Birleşik Devletleri’nde son linç cinayeti 1987’de kaydedilmiş. Bu noktada, linç artık törensel özelliklerini yitirmişti. Fakat 1930’ların ortalarına kadar, bugün, çekilmiş birçok fotoğraftan da fark edebileceğimiz gibi, linç, aynı insanat bahçesi gibi ailecek katılımın teşvik edildiği ve “eğlence” ve “eğitim” fonksiyonlarını yerine getiren bir etkinlikmiş. Aileler, en güzel kıyafetlerini giyer, piknik eşyalarını ve çocuklarını yanlarına alarak, karakoldan bir grup tarafından kaçırılmış, çoğunlukla Afrika kökenli Amerikalı olan tutuklunun (henüz yargılanmadan) kırbaçlanmasını, erkekse cinsel organının kesilmesini, daha sonra da bir ağaç ya da köprüye asılarak yakılmasını izlerlermiş. Seyircilerin, fotoğraflardaki yüz ifadelerinden bu izlenceden ne kadar keyif aldıklarını görebilirsiniz. 
Bu iki farklı coğrafyada gerçekleşen, zamansal olarak o kadar da uzakta kalmayan Pazar eğlenceleri, bugün bizi şoka uğratabilir. Şoka uğratmasının nedeni 20. yüzyılın sonuna kadar yaşayan insanların hepsinin psikopat doğuyor olması mı sizce? Tabii ki değil. Bu etkinliklerin insanlık dışı olduğunu düşünen ve bunlara aktif olarakl savaş açanlar var mıydı? Tabii ki! Şimdi düşünmeniz gereken sizin hangi safta yer alacağınız. Çünkü esaret ve katliam hala sürüyor. Sadece farklı türlerde. 

Çocuklar yunus görsün diye gittiğiniz yunus parklarındaki yunuslar, Taiji’de avlanıyor, satılıyor ve onu izlediğiniz havuzdan da küçük bir yere hapsediliyor. Hani gemilerle yarışan yunuslar var ya, işte onlar. Çoğu yakalanırken ölüyor. Normalde 45 sene yaşayacakken hapis hayatında 5 sene yaşayabiliyorlar. Yunusların ne kadar zeki olduğunu herkes bilir. Bu zekanın esaret altında ne kadar acıya neden olduğunu da tahmin edebilirsiniz. Kaçırılma, alıkonma, işkence ve yavaş ve acılı bir ölüm, hepsi bir arada. Çocuğunuz eğlenirken ona ne öğretmiş oluyorsunuz? Kaçırılmanın, alıkonmanın, işkencenin ve cinayetin meşruiyetini. Aslında bilmemiz gereken tek şey o yunusların oraya ait olmadığı. 

Hayvanat bahçesi ziyaretlerinde de çocuğunuza öğrettiğiniz farklı değil. Yaşam alanları doğalına ne kadar yakın olursa olsun, orada gördüğünüz her hayvan (orada doğanlar dışında) zorla alıkonulmuş ve hapsedilmiş, içgüdüsel ihtiyaçlarının dahi çoğunu karşılayamayan hayvanlar. Çocuğunuzu eğlemek için kimsenin işkence görmediği mekanları seçmelisiniz. Hayvanlı sirklere gelince, hala açıklamak zorunda olmak bile çok üzücü. Hayvan hakları savunucuları genelde sirklere karşı çıkarken, hayvanların eğitilirken gördükleri, elektroşok, dayak, kırbaçlama, aç ve susuz bırakma gibi işkencenleri anlatırlar. Fakat hayvanlar eğitilirken işkence görmeselerdi dahi, bu hayvanlı sirkleri ahlaki ve insani yönden kabul edilebilir kılamazdı. 

Hiçbir hayvan, sizi eğlemek için doğmadı. Hiç kimsenin eğlencesi başka birinin hayat boyu dayanılmaz acıları çekmesini meşru kılamaz. Çocuklarınıza merhameti, adaleti, vicdanı, eşitliği öğretmek istiyorsanız, bu aktivitelere karşı çıkarak ve neden karşı çıktığınızı da çocuğunuza anlatarak başlayabilirsiniz. Çünkü en nihayetinde bu hangi safta olduğunuzu belirliyor. Sudanlı çocuğa kafes parmaklıkları arasından kraker uzatan kadın mısınız, linç gününde çocuğunuza en güzel kıyafetlerini giydirip cesedin önünde poz verdiren baba mısınız yoksa her canlının yaşam hakkını savunabilen bir çocuk mu yetiştirmek istiyorsunuz?

Düşünün.

Cansu Özge Özmen

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım