25 Mart 2015 Çarşamba

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 7. Bölüm

Geçen yazıda kaldığımız yerden, beyin gelişim kurallarımızdan sıradaki 9 tanesi ile daha devam ediyoruz; 
17. Oynayarak öğrenme: 
Oyun oynamak çocuğun iç motivasyonunu canlandıran en doğal etkendir. Oyun oynamak öğrenmeyi eğlenceli hale getirir. Sadece çocuklar için değil, entelektüel oyunlar oynayan yetişkinler için de oyun, öğrenmeyi hızlandırır. 

Bu nedenle çocuklarınıza yeni bir şey öğretirken oyunu kullanmanız sizin için de süreci hızlandıracak ve kolaylaştıracaktır. Oyun oynarken çocuğunuzun yaşıtları ile iletişime geçmesini ve sosyalleşmesini temel hedef almanız sinir sistemi gelişiminde bahsettiğimiz birçok basamağı onun yaşıtları ile iletişime geçer, oyunlar oynarken kendi kendine yapmasını sağlayacaktır. 

Bebeklik döneminden çıkar çıkmaz, hatta 1,5-2 yaşında çocuğunuzun diğer çocuklarla vakit geçirmesini sağlamaya başlamanızı ve bu vaktin mümkün olduğu kadar sizin müdahale ve yönlendirmelerinizden bağımsız süregelmesini desteklemenizi tavsiye ederim. 
18. 5N1K soruları: 
Ne? Nerede? Nasıl? Neden? Ne Zaman? Kim? 

Çocuğunuzla gün içerisinde günlük yaşam aktivitelerinizi sürdürürken kolaylıkla uygulayabileceğiniz bu kuralımız ile onun beynini sürekli formda tutabilirsiniz.

Bunu uygulayabilmek için ikinizin ilişkinizde, egonuzu bir yana bırakarak her şeyi bilen tüm cevapları yanıtlayan bir makine olmaktansa zaman zaman soruları soran taraf siz olun. Yani biraz ‘Aptalı’ oynayın. Cevabını bildiğiniz soruları onun fikrini merak ediyor ya da cevap hakkında hiçbir fikriniz yokmuşcasına bol bol çocuğunuza yöneltin. Böylece cevabı bilmiyor ve sizi yanıtlayamıyor olsa bile, onun cevap için zihnini çalıştırmasını ve canlı tutmasını sağlar, aynı zamanda cevabı bulmaya çalışan ve size destek olan taraf olmasını sağladığınız için özgüvenini desteklemiş olursunuz. 

Dikkat etmeniz gereken şey sorduğunuz soruların ‘mı, mi’ gibi soru eki ile biten ve çocuğun basit ‘Evet-Hayır’ları ile yanıtlayabileceği sorular yerine onu düşünmeye sevkedecek nitelikte olması. Sorularınız çok basit olabilir; ‘Sence bu kapağı nasıl açacağız? , ‘Bu yeni bibloyu nereye koysak?’ , ‘Bu oyuncakla nasıl oynanıyor?’ ‘Akşam ne yemek yapalım?’ gibi… 
19. Hafıza çalışmaları: 
5N1K sorularının içerisine hafızasını canlı tutacak sorular ekleyebilir bununla birlikte oyunlarınızın içine hafızayı destekleyecek aktiviteler ekleyebilirsiniz. 

Örneğin çocuğunuzla polisiye oyunu oynayarak, bir önceki gün ya da hafta yaptıklarınız üzerinde sohbet ederken onu sorularınızla yönlendirerek ayrıntıları hatırlamasını sağlamaya çalışabilirsiniz. 

Hafıza çalışmaları sırasında genellikle yapılan hata oyunlarda sadece görsel hafızaya yönelik çalışılması. Oysa sadece görsel hafızayı değil birçok farklı sistemde hafızayı pekiştirmek için oyunlar bulmak oldukça kolay. Görsel hafıza oyunları; çizdiğiniz bir resmi tüm ayrıntıları ile yeniden çizmesini ya da anlatmasını istemek, ters çevirdiğiniz kartlardaki resimlerin neler olduğunu hatırlamaya çalışmak, daha küçük çocuklarda, çirkin ol derken yaptığınız yüz taklidini daha sonra söylediğinizde hatırlayıp yapmasını istemek, yorganın altına sakladığınız oyuncağı bulmasını istemek (Nesne devamlılığı 9 aydan büyük bebeklerde oluştuğu için 9 ay sonrasında çalışılabilir) vs olabilir. 

Diğer sistemlerde: Örneğin işitsel hafıza için: Söylediğiniz bir şarkıyı ya da ritmi tekrar ettirebilir, motor hafıza için: vücudunuzla yaptığınız bir hareketi hatırlamasına teşvik edebilir ya da dokunsal hafıza için; gözleri açıkken eline verdiğiniz objeleri gözleri kapalı iken tanımasını isteyebilirsiniz. Koku ve tat duyuları için daha önceden zaten tanıdığı tadı veya kokuyu gözleri kapalı iken tahmin etmesini isteyebilirsiniz. Hafıza çalışmalarında dikkat edilecek nokta: Uzun ve kısa dönem hafıza beyinde farklı işlemlenir. Bu nedenle oyunlarda anlık kısa süreli hafıza aktiviteleri dışında daha eski anları da hatırlatacak aktiviteler üretmeye çalışmalısınız. 
20. Simgesel Düşünme:
Gelişim basamakları içinde her çocuğun yaklaşık 2 yaşlarında oluşturmasını beklediğimiz simgesel düşünme yeteneğinde; çocuklar hayali –miş gibi- oyunlarını oynamaya başlarlar. Başlangıçta 2 yaştan küçük çocuklarda bile gözlemlediğimiz; saç fırçasını mikrofon gibi kullanma, tabağı şapka gibi kafaya takma ya da mandalları araba gibi sürme şeklinde nesneleri sembolize ederek başladıkları simgesel düşünme süreci zamanla kompleksleşerek, evcilik, doktorculuk gibi oyunlarda rol edinmeye doğru gelişir. 

Zihinde canlandırma ile üç boyutlu düşüncenin oluşmasını sağlayan sembolik zekayı, oyun ve aktivitelerinizde destekleyerek çocuğunuzun; dil gelişimi, neden sonuç ilişkisi, resim gibi sanatsal fonksiyonlar, mantık yürütme, kavram ve ihtimalleri analiz etme gibi alanlarda gelişimine önemli katkılar sağlayabilirsiniz. Daha büyük yaşlardaki çocuklarınızda bu alıştırmayı kullanabilmeniz için ben şöyle bir örnek oyun kurguladım: 

Oyunumuzda içinde 5-6 kişinin olduğu bir fotoğraf kullanıyoruz. Amacımız fotoğraftaki kişilerin yaşlarını tahmin etmek. Oyuna başlarken öncelikle her bir sayıyı bir obje ile ilişkilendiriyor ve bunu birlikte ezberliyoruz. Daha sonra birinci kişinin yaşını tahmin ederken (Yaşın 21 olduğunu farz edelim) iki farklı obje isminden oluşan tahminimizi oyun arkadaşımızla paylaşıyoruz. Ardından bu sayıyı ezberleyebilmek için objelerin birbiri ile olan pozisyonunu canlandırıyor ve tarif ediyoruz. Diyelim oyunumuzda 1: Kitap 2: Resim çerçevesi olsun. 21 yaşında olduğunu tahmin ettiğimiz kişi için kitabın üzerinde duran bir fotoğraf çerçevesi tanımını kullanabilir, oyunu daha zorlaştırmak için fotoğraftaki insanların birbirleri ile olan ilişkilerini anlatmak için de yaşlarını oluşturan objelerin birbiri ile olan ilişkilerini hayal edebilirsiniz. Simgesel düşünmeyi geliştiren bu oyunları çeşitlendirerek siz ve çocuğunuz için oldukça faydalı zihin egzersizi alıştırmaları üretebilirsiniz. 
21. Uyku ve dinlenme: 
Her çocuğun yaşına göre uyku ihtiyacı birbirinden farklıdır. Fakat en önemli olan; yaş kaç olursa olsun, beynin dinlenerek şarj olması ve gün içinde edindiği bilgileri kaydedebilmesi için düzenli uykuya ihtiyacı vardır. Çocuğun gün içinde edindiği bilgilerle beyinde kurduğu yeni nöronal bağlantılar uyku sırasında güçlendirilir. 

Aynı zamanda, tıpkı meşhur ninnimizde olduğu gibi; bebeklerimiz ‘Uyur da büyür’. Çünkü bebeklerde beyinden salgılanan ve büyümeyi destekleyen, bağışıklığı güçlendiren, hücreleri yenileyerek antioksidan etkileri olan melatonin hormonu da gece uykusu sırasında salgılanır. 

Bununla birlikte, gün içinde yapılan küçük kestirmelerin de zihnin dinlenmesi ve yenilenmesi açısından olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak ispatlanmıştır. Özellikle çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimi için çok önemli olan uyku konusunda sıkıntı yaşayan bir çocuğunuz varsa, bu sorunu bir an önce çözmenizi tavsiye ederim. Küçük yaşlarda edinilen alışkanlıklar kalıcı olur ve bu problem, onun yetişkin hayatını da etkileyebilir. Bu konudaki desteği nereden almanız gerektiğini bildiğinizi düşünüyorum; şimdi dilerseniz bu basamağı okuduktan sonra Eren’in Uyku Eğitimi Notları’na tekrar bir göz atın ☺. 
22. Doğru Beslenme: 
Beyin, vücudumuzda sadece %2’lik bir yer kaplamasına rağmen, tüm vücudumuzdan üretilen enerjinin %20-25'ini tek başına tüketir. Bu nedenle daha iyi çalışabilmek için yakıta ihtiyaç duyar. 

Beyin gelişimine destek olan besinler; glikoz, karbonhidratlar, E vitamini, magnezyum, demir, C vitamini, B vitamini, D vitamini, kalsiyum, omega 3, iyot, folik vs asit şeklinde kalabalık bir liste halinde sıralanabilir. 

Bu kalabalık liste ile tek tek uğraşmak yerine; beyni beslemek için çocuklarımıza doğru beslenme alışkanlıkları edindirmemiz ve özellikle beyin gelişimine destek olan vitamin, mineral ve diğer besin maddelerini diyetlerinden eksik etmememiz en uygun çözüm olacaktır. 

Yaşamının ilk yıllarında ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenen ve 2 yaşına kadar anne sütü alan çocukların zeka becerilerinin diğer çocuklara kıyasla daha iyi olduğu artık her yerde söylenen ve bilinen bir gerçek. Bunun yanında, öncelikle çocuğunuzu, koruyucu katkı maddelerinden, konservelerden, yapay tatlandırıcılardan, gıda boyalarından, aşırı şeker ve beyaz un ve margarin gibi yağlardan, paketlenmiş ürünlerden uzak tutmaya çalışın. Her zaman doğal ve mevsiminde beslenmesine özen gösterin. Gün içinde hiçbir öğünü atlamamasına dikkat edin. 

Tüm bunlarla birlikte; çocuğunuzun aşırı yemek yemesini engelleyin çünkü kan akımının mideye değil beyne gitmesini sağlamamız gerekiyor. 
23. Tecrübe-Geçmiş Bilgiler: 
Olgun beyin her zaman daha gelişmiş sinaptik bağlantılara sahiptir. (Yaşlılık dışında) Çocuğunuzun yaşı ile ilişkilendirebileceğimiz bu basamakta önemli olan onun hafızasına kaydettiği bilgiler ve onları kullanma biçiminiz. Sizin oyun ve aktivitelerinizde kullanarak çocuğunuzun zihin fonksiyonlarını desteklemek için bu basamakta kullanabileceğiniz yöntemimiz ise; çocuğunuza yeni bir bilgi öğretmeye çalışırken, daha önceden duyduğu, aşina olduğu, tanıdığı bilgileri kullanmaya çalışın. Böylece onun öğrenme sürecini çok hızlandırabilirsiniz. Çünkü yepyeni bir şeyi öğrenirken, zaten daha önceden hafızasına yerleşmiş olan ipuçlarını beynin derinliklerinden çıkarmak ve kullanmak onun için sıfırdan başlamaktan yani yepyeni sinaptik bağlantılar oluşturmaktan daha kolay olacaktır. Bu nedenle ipuçlarını ve kopyaları kullanmaya özen gösterin. 
24. Doğru adaptif cevabı (Doğru Davranış) açığa çıkarma: 
Adaptif cevap: Çocuğunuzun belirli bir amaç doğrultusunda doğru sinirsel işlemlemeleri yaparak uygun davranışı, duygusal tepkiyi ya da motor aktiviteyi açığa çıkarmasıdır. Yani gelişmesini istediğimiz hedeflediğimiz durumdur. En erken adaptif cevaplar arasında yüz jestlerinin taklidi ve başka bir bedene uzanma vardır. Bu erken sosyal motor hareketler aynı zamanda başkalarıyla iletişimin de ilk formudur. Oyunlarınız sırasında her zaman amacınız doğru adaptif cevabı açığa çıkarmak olmalı. Hedeflediğiniz sonuca ulaşmak için şimdiye kadar bahsettiğim basamakları özgürce kullanmaktan çekinmeyin ve adaptif cevabın her zaman yeni öğrenilmiş bir bilgi olmadığını, bazen yapbozun doğru parçasını yerine koyabilmek iken; kimi zaman öfke kontrolü, kimi zaman bir koltuğa tırmanmak, kimi zaman gülümsemek gibi çok çeşitli hedefler olabileceğini unutmayın. Aktiviteleriniz ve çocuğunuzla iletişiminiz sırasında hedeflerinizi çeşitlendirerek hem sosyal, hem psikolojik hem fiziksel birçok alanda adaptif cevaplar açığa çıkarabilir, doğru adaptif cevabı zaman içerisinde pekiştirerek de öğrenilmiş davranış haline getirebilirsiniz. 
25. Vücut farkındalığının desteklenmesi: 
Hayatın ilk zamanlarından itibaren başlayan dokunma, hareket ve yerçekimi duyuları sayesinde çocuk; vücut farkındalığının desteklenmesi ile hem kendi vücudu hakkında bilgi ve kontrol sahibi olur hem de çevresindeki dünya ile doğru iletişime geçebilir, vücudunun çevresi ve başkalarıyla olan ilişkisi hakkında bilgi sağlar. Kişiliğin oluşmasında, davranışların gelişmesinde, fiziksel gelişimde hep anahtar nokta çocuğun öz farkındalığını kazanmış olmasıdır. Bunun ne olduğunu ve nasıl destekleneceğini yazı dizimin sıradaki kısmında; duyu bütünleme bölümünde ayrıntılı bir şekilde anlatacağım. Şimdilik beyin gelişim kurallarını burada bitiriyorum. 

Bir sonraki yazımda çok önemli olan bir başka konuya; Duyu Bütünleme konusuna geçeceğim. 

Sevgilerimle, 

Ebru Sidar 

Physical Therapist The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified SIPT Certified

23 Mart 2015 Pazartesi

Gebelikte Şeker Yükleme Testi

Bu yazıda gebelikte şeker yükleme testi konusuna netlik getirmeye çalışacağım.

Şeker zararlıdır. Bu net. Hem de çok. Ne kadar çok miktarda ve yoğun bir şekilde alırsanız o kadar kötü. Çünkü ne kadar çok ve sık tüketirseniz kan şekerini o kadar şiddetli yükseltiyor, vücudun şeker metabolizmasını bozuyor, insülin direncini artırıyor. O yüzden hem gebeyken, hem de gebelikten önce, sonra her zaman şekerli gıdalardan uzak durmanız gerekir. Şeker sizin için kötü olduğu gibi bebeğiniz için de kötü. 

Eğer vücudunuz kan şekerini düzenleyemiyorsa kan şekeriniz istenen, beklenen düzeylerin üzerinde seyreder. Bu durum gebelikte gelişen bir durum olabilir, ya da daha önceden gelen ama sizin farkında olmadığınız insülin direnci vb. bir durumun gebelikte daha yoğunlaşmasından olabilir. Sonuç fark etmez, bebeğiniz sürekli/düzenli olarak yüksek şekere maruz kalıyor ve bu durum onda çeşitli sorunlara yol açabilir. 

Burada yüksek şeker düzeyine maruz kalmanın sürekli veya düzenli olması önemli bir faktör, aklımızda tutalım. Şeker yükleme testi ile gebelik döneminde şeker metabolizmasındaki sorunlar, yani gebelik diyabeti tespit edilir. Eğer kan şekeriniz istenen düzeylerin üzerinde seyrediyorsa öncelikle diyet ve egzersiz, yeterli değilse veya kan şekeri çok yüksek ise insülin tedavisi ile normal düzeylere çekilir. Böylece bebeğinizin sürekli/düzenli bir şekilde yüksek kan şekerine maruz kalması önlenir. 


Pekiyi, bir gebenin kan şekerinin normalin üzerinde olup olmadığını nasıl anlayacağız? İşte burada şeker yükleme testi devreye giriyor. Gebelerde açlık kan şekeri normal seyrederken karbonhidrat içeren yemeklerden sonra kan şekeri aşırı yükselebiliyor. Yemek yiyip test yaptırayım deseniz bu standart bir yöntem değil, sonucu doktor değerlendiremiyor. O yüzden hamileliğin 24-28. haftalarında anne adayına bir sefere mahsus standart bir miktarda, 50 gram şeker içeren bir sıvı içiriliyor ve sonrasında kan şekeri ölçülüyor. Buna şeker yükleme testi deniyor. Kan şekeri istenen düzeyin üzerindeyse vakitlice tespit edilmiş oluyor ve bebeğin sürekli/ düzenli olarak şekere maruz kalması önleniyor. 

Yani tartının bir tarafına bir sefere mahsus 50 gram şeker içirilmesinin olası zararını, diğer tarafa gebelik boyunca sürekli/ düzenli bir şekilde anne ve bebeğin yüksek kan şekeri düzeylerine maruz kalmasının zararını koyduğumuzda, sürekli/ düzenli kan şekeri yüksekliği anneye de bebeğe de misli misli daha fazla zarar verdiğini görüyoruz. Sürekli/ düzenli kan şekeri yüksekliğinin zararları arasında şu riskler bulunuyor: gebelik zehirlenmesi, yüksek tansiyon, erken doğum ve düşük. Ayrıca, gebelik diyabeti olan annelerin bebeklerinde ilerde obezite ve diyabet gelişme riski de çok daha fazla. 

Bu konuda güzel bir kaynak Türkiye Jinekoloji ve Obstetri Derneği’nin web sitesi. Mevcut araştırmalar da gebelikte 50 gram şeker ile şeker yükleme testinin anne adayı ve bebekler için önemli faydalar sağladığını göstermektedir. Zarar verdiğini gösteren bir araştırma ise yok. (var olduğunu bilen varsa referansı ile gelsin) Yani: Gebelikte 50 gram şeker yükleme testinin faydası, bir seferlik şekerin zararını geçiyor, hem de misliyle. Yani, gebelikte şeker yükleme testi yaptırmanızda büyük fayda var. 

“Yaptıralım mı?” sorusu dışında iki konuyu da sıklıkla görüyorum. Birincisi, “Testi yaptırdım ama gebelik boyunca yüreğim ağzımda gezdim. Bebeğin hareketleri ne zaman yavaşlasa ‘şeker yükleme yaptırdım, ondan oldu’ diye endişe ettim” diyenler oluyor. Bir seferlik 50 gr şekerli suyun olası zararının ne olabileceğini gelin birlikte düşünelim. Bir insanın günlük şeker alım limiti idealde 30 gram olmalı. Eğer diyabete ve insülin direncine genetik yatkınlığı yoksa ve diyabet riski düşük ise bu rakam 50 grama kadar çıkabilir. Şeker yükleme testi 50 gram şeker içerdiğine göre bir insanın bir günde alabileceği şekeri bir seferde vermiş oluyorsunuz. Tabii ki bu şekeri insan sadece meyvelerden alsa, yanında kan şekerini dengeleyen protein ve yağ içeren gıdalar tüketse, mesela fındık gibi, ve gün içine yaysa, çok daha faydalı. Ama burada anlatmaya çalıştığım şey, tek seferde verilen miktarın tanı amacı ile kullanıldığında makul bir miktar olduğu ve bu miktar tek seferlik alındığında, yani tekrarlanmadığında, bebeğe belirgin bir zarar veremeyeceği... 

ŞEKER YÜKLEME TESTİNDEN ÇOK ÇOK ÇOK DAHA BÜYÜK TEHLİKE ŞEKERLİ İÇECEK, MEŞRUBAT TÜKETİMİDİR. Şekerli meşrubatlar ve hazır meyva sularının bir bardağında en az 25 gram şeker var. Yani iki bardak şekerli meşrubat içtiğinizde zaten bir günlük almanız gereken tüm şeker miktarını doldurmuş oluyorsunuz. O gün baka hiç şekerli gıda tüketmemeniz gerekiyor. O zaman meyveyi ne zaman yiyecek, meyveden gelen kıymetli antioksidanları alacaksınız? Gördüğünüz gibi, şeker yükleme testindeki şeker miktarı, iki bardak şekerli meşrubat ile aynı. Ama şekerli meşrubat, hazır meyva suyu tüketimi çok daha zararlı. Çünkü birincisi, bu meşrubatlar tek sefer değil, tekrar tekrar, düzenli tüketiliyor. Vücudunuz şekerin zararlarına sürekli maruz kalıyor. İkincisi, bu meşrubatlarda früktoz kullanılıyor ki bu vücuda daha fazla zarar veriyor. Günümüzde çocukluk çağından başlayan obezite salgınında, artan diyabet oranlarında früktoz içeren içeceklerin, meşrubatların ciddi bir rol oynadığı düşünülüyor. Fruktoz içeren meşrubatların düzenli kullanımı vücutta bildiğiniz zehir etkisi yapıp organların hasar görmesine, örneği karaciğerin yağlanmasına sebep oluyor. Çok sayıda gebe kola, fanta, şeker katkılı meyve sularını düzenli/sürekli tüketerek kendilerine ve bebeklerine kötülük yapıyorlar. Yani ‘şeker testi yaptırdım, bebeğime zarar mı verdim’ diye endişe edeceğinize esas içtiğiniz kolaların, fantaların, hazır meyva sularının bebeğinize vereceği zararı düşünün! Şeker yükleme testinin zararı olduğu ifadesi, şekerin zararına iyi niyetli bir şekilde dikkat çekme çabasından yola çıkmış olsa dahi, ne yazık ki toplumda yapay bir gündem oluşturdu ve yanlış mesajların yayılmasına sebep oldu. 

Şeker yükleme testi değil, esas şekerli içeceklerin tüm topluma zararı konuşulmalı, gündeme alınmalı, halka duyurulmalı. Şekerli içeceklerden lütfen kendinizi ve özellikle çocuklarınızı uzak tutun! (Diyet kola içiyorum diye kendinizi kandırmayın. Onlar da direkt şeker ile değil ama farklı mekanizmalarla vücuda zarar veriyor, ve hatta obezite ve diyabet riskini artırıyor)

Sıklıkla gördüğüm ikinci bir yorum ise şu şekilde: “Ben yurt dışında (Avrupa’da) yaşıyorum. Burada gebelikte şeker yükleme testi yapılmıyor rutin olarak. O yüzden bu gereksiz bir test (olsa gerek)”. Türkiye’de hastanelerde gereksiz yapılan testler oluyor, bu bir gerçek. Ama gebeler için şeker yükleme testinin bunlardan biri olduğunu düşünmüyorum. Şöyle açıklayayım: Hastalıklarla ilgili tarama testleri için ulusal öneriler, programlar geliştirilirken göz önünde bulundurulması gereken bir çok faktör vardır. O yüzden tarama programları ülkeler arasında farklılık gösterebilir. Burada en önemli kriterlerden biri, hastalığın görülme sıklığıdır. Çok sık görülüyorsa tüm gebeleri taramak iyi bir fikir olabilir. Sıklığı orta düzeyde ise seçici tarama dediğimiz şey yapılır, yani risk faktörlerini taşıyan bireyler belirlenip onlar taranır; diğerleri taranmaz. Bu tür kararların idealde her ülkenin kendi şartlarına ve maliyet etkililik analizlerine göre verilmesi gerekir. Ne yazık ki ülkemizde sağlık sisteminde kararlar bu şekilde verilmiyor. Ayrıca Türkiye’de gebelik diyabetinin ne kadar sıklıkta görüldüğüne dair bir rakamımız dahi yok. Ama eldeki veriler, gebelikte şeker yükleme testinin gerekli olduğuna işaret ediyor. Türkiye’de gebelik diyabeti sıklığını bilmiyoruz, ama diyabetin genel olarak görülme sıklığı üzerinden bir kestirimde bulunabiliriz. 

Ülkemizde diyabet bir çok Avrupa ülkesinden çok daha sık görülüyor. Türkiye’de erişkin nüfusta diyabet sıklığı %14 iken (kaynak: TURDEP II çalışması) Avrupa’da % 8-10 civarında. Bu durumda gebelik diyabetinin de Avrupa ülkelerine göre çok daha sık görüleceğini tahmin etmek zor değil. Ayrıca, işe bisikletle gidip gelmenin, gebelikte dahil herkesin kendi işini gücünü görmesinin norm olduğu Avrupa ülkeleri ile gebeliğin yan gelip yatma zamanı olarak görüldüğü ülkemiz arasında ciddi fark var. Fiziksel aktivitenin düşüklüğü de gebelik diyabeti riskini artırıyor. Bir diğer risk faktörü de obezite. Obezite ülkemizde kadınlarda Avrupa ülkelerinden çok daha sık görülüyor. Yine eldeki verilere bakıldığında (TURDEP II), risk faktörlerine göre tarama yapalım deseniz gebelerin %90’ı zaten risk faktörlerinden birini taşıyor (beden kitle indeksinin 25’in üzerinde olması, yani hafif şişman ya da obez olma, fiziksel aktivitenin az olması, diyabetli 1. derecede aile yakını, 4 kilo üzerinde bebek doğruma öyküsü, hipertansiyon varlığı, polikistik over hastalığı, vb.). O yüzden seçici tarama yapsanız dahi zaten gebelerin yaklaşık %90’ı tarama testine ihtiyaç duyacak. Bu şartlar altında gebelikte şeker yükleme testinin faydasının olası zararından çok daha fazla olacağını görüyoruz. Bu çerçevede heTürkiye Jinekoloji ve Obstetik Derneği, hem de Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği 50 gram şeker içeren ön tarama testinin tüm gebelere yapılmasını önermektedir. 

Sonuç: Lütfen gebeliğinizin 24-28. haftalarında 50 gram şeker yükleme testi yaptırın. Bu sizin ve bebeğinizin sağlığı için gerekli bir test. Gebeyken, gebelikten önce, sonra, çocuğunuz küçükken, büyürken, büyüdükten sonra, yani tüm hayat boyunca şekerli meşrubatlar ve hazır meyva sularından ailecek uzak durun. 

Dr. Tomris Cesuroğlu

1 Mart 2015 Pazar

Epigenetik Nedir ve Neden Önemlidir?

Belki de bir çoğunuzun haberdar olmadığı ama bilimin son yıllarda ciddi bir şekilde araştırmalarda bulunduğu Epigenetik konusu özetleyerek anlatmak istedim. Umuyorum ki bu yazının sonunda hepimiz çevrenin, yediklerimizin, içtiklerimizin, soluduklarımızın kendimizde ve kalıtsal olarak çocuklarımızda nasıl tehlikeli etkiler gösterebileceğini anlamış olacağız. 

Simdi soralım soruyu: Nedir bu epigenetik? 

Epigenetik yunanca epi- yani üzerinde, üstünde ve genetik yani yaratılış, oluşum kelimelerinden oluşmuştur. Epigenetik kelimesi (çok klişe olacak ama) taa Aristo'nun zamanından gelmektedir. Aristo bu kelimeyi ilk defa oluşum öncesi manasında, bir canlının doğuma kadar olan süredeki başkalaşmasını ifade etmek için kullanmıştır. 1940'larda biyolojide embriyolojik değişim süreçlerini anlatmak amacıyla biyoloji biliminde yavaş yavaş yerini almaya başlamıştır. Ne genetik olan ne de genetik olmayan (yani epigenetik olan) değişmeler bilimde yerini almaya başlamıştır. 

Epigenetik zamanımızda; DNA dizisinde herhangi bir değişiklikten kaynaklanmayan (mutasyon, kromozom eksikliği veya fazlalığı vs.) fakat kalıtsal olarak bir sonraki nesle geçebilecek değişikleri inceleyen Moleküler Biyoloji ve Genetiğin bir bilim dalıdır. Bu değişiklikler DNA'da herhangi bir değişiklik gerçekleştirmemesine rağmen hücreyi ve organizmayı doğrudan etkileyecek değişikliklere neden olmaktadır. 

Epigenetik değişikler üç çevresel etkenden etkilenirler: 
  • Vücudumuza dışarıdan aldıklarımız (yiyecek, içecek, hava, toksinler)
  • Yaşadıklarımız (stres, travmalar)
  • Ne kadar uzun yaşadığımız
Doğrudan DNA değişimleri yapan, en bilinen ve en işlevsel mekanizma ise DNA metilasyonudur. Metil gruplarının DNA'ya kovalent olarak bağlanmasıyla oluşurlar. Beslenmenin baba ve oğulda yaptığı alakalı epigenetik değişmeyi gerçek bir hikaye ile açıklayayım. 

Overkalix İsveç’in kuzeyinde 20. yüzyıla kadar dünyadan soyutlanmış bir yerleşim yeri idi. Buraya ne araba yolu ne de tren yolu vardı. Kışları ise Baltık denizi donduğu için ulaşılması imkânsızlaşıyordu. Bu nedenle ne zaman ki o sonbahardaki hasat kötü olur o zaman çocuklar açlıkla karşı karşıya kalırdı. Tam tersine ne zaman hasat iyi olduğunda çocuklar tıka basa beslenirdi. İsveçli bilim adamları bu şehir üzerinde araştırma yapmaya karar verdiler. Ve inanılmaz bir arşivle karşılaştılar. Araştırmacılar, Overkalix'in 1799 yılına kadar giden hasat ve çocukların sağlık verilerinin korelasyonlarına baktılar ve şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştılar. Ergenliklerinden bir kaç yıl önce (9-12 yas arası) doyana kadar yyiyemeyen erkek çocukların oğullarının, yetişkinliklerinde ortalamaya göre daha az kalp hastalıkları oldukları görüldü. Bununla beraber ergenliklerinden önce haddinden fazla yiyen çocukların erkek torunlarında çok fazla seker hastalığı görüldü. Bilim adamları bunu ergenlik öncesi erkeklerin yediklerinin epigenetik düğmeleri yeniden programladığını ve sperm yapımını kontrol ettiğini tahmin ettiklerini açıkladılar. Demek ki neymiş: sadece DNA'daki değişiklikler değilmiş esas olan. Çevrenin de DNA'daki metilasyonun etkisi çokmuş. Hadi bir tane bilimsel örnek daha... 

Amerika’da önceleri çok yaygın olarak kullanılan ve çevresel bir zehir olan Vinclozin isimli mantar ilacı, endokrin sisteminin düzeni bozar ve testosteron (erkeklik hormonu) üretimini engeller. Yapılan fare deneylerinde: geç hamilelik zamanında ciddi dozlarda vinclozine mazur kalmış anne farelerin erkek çocuklarının kusurlu er bezleri olduğu ve normalden çok daha düşük üretkenlikleri oldukları görülmüştür. İşin en can alıcı tarafı bu problemlerin, zehirlenin annenin bundan sonraki dört nesil erkek soyunda da görülmesidir. 


“Aman.. Biliyoruz zaten yediklerimiz içtiklerimiz soluduklarımız hep hasta ediyor” diyebilirsiniz. Hep ayni terane değil mi? Değil! Kendinize yaptıklarınız sizle bitse iyi... Sadece sizi değil kalıtsal olarak çocuğunuzu da hasta edebilir. Çocuğunuzun çocuğunu hasta edebilir. Dört nesil seker hastası olabilir soylarınız mesela. Simdi soldaki resme dikkatlice bakmanızı istiyorum. Bu iki fare genetik kod olarak tamamen ayni. İkisi de neredeyse bir yaşında ve ikisi de dişi. İkisi arasındaki fark epigenetik değişimden kaynaklanıyor. Soldaki farenin annesi normal fare diyeti ile beslenmiş. Sağdaki farenin annesi ise içinde bir çeşit soya urunu olan jenistein (bir çeşit östrojen) ile beslenmiş. Jenisteinli besinler DNA metilasyonunu tetiklerler. Bu soya diyetiyle beslenen hamile farelerin daha ince, sağlıklı ve uzun yaşadıkları tespit edilmiştir. O farenin yavrusunun da hem renk (sağdaki koyu kahverengi) olarak hem de sağlık olarak normal diyetle beslenen annenin yavrusundan (soldaki sarı olan) çok daha farklı olduğu görülmüştür. İki fare arasındaki renk farklılığı ise DNA metilasyonu bazı genleri açıp kapatmış olabilir şeklindeki bir spekülasyonla açıklanmıştır. 

Daha durun bitmedi. Mount Sinai Tıp Fakültesi'nde Dr. Eric Nestler'in laboratuarında yapılan çalışmalar, stres ve travmanın epigenetik değişliklere yol açtığı gösterilmiştir. Söyle ki: 10 gün boyunca bir kafese koyulan küçük fareye aynı kafesteki büyük farenin her gün beş dakika saldırması sağlanıyor. Bu küçük fareler inanılmaz bir strese maruz kalıyorlar. 10. günün sonunda küçük farelerin 2/3’ü depresyon, kaygı, korku ve travma sonrası stres belirtileri gösteriyor. Sonra bu acayip stresli fareler normal musmutlu dişi farelerle çiftleştiriliyor. Sonuç inanılmaz. Bu farelerin yavruları büyüdüklerinde sosyal streslere aşırı tepki veren, inanılmaz heyecanlı ve endişeli olan, şekerli suyu bile içemeyecek kadar depresyonlu olan fareler haline geliyorlar. DNA'da herhangi bir mutasyon yok ama sosyal stresler canlıyı değiştiriyor. Bu örnekler sayfalarca sayfalarca devam ettirilebilir. O nedenle burada kesiyorum. Siz anladınız zaten değil mi gençler? Demem şu ki siz siz olun:
  • Mümkün olduğu kadar sağlıklı düzenli ve dengeli beslenin
  • Sigara ve uyuşturucudan uzak durun. 
  • Alkolün fazlasından uzak durun. 
  • Kendinizi zehirleyecek toksinlerden uzak durun (tarım ilaçları mesela), 
  • Stresten sinirden aşırı üzüntüden uzak durun. 
  • Egzersiz yapın
Daha sağlıklı gelecek nesiller için kendi genlerimizi ve yavrularımızın genlerini elimizden geldiği kadar koruyalım.  Şart! 

Deniz B. Temel

Kaynaklar: 
  1. http://healthletter.mayoclinic.com/editorial/editorial.cfm/i/249/t/Understanding%20epigenetics/ 
  2. http://www.nytimes.com/2012/09/09/opinion/sunday/why-fathers-really-matter.html?pagewanted=all&_r=0 3. http://en.wikipedia.org/wiki/Epigenetics
  3. An integrative analysis reveals coordinated reprogramming of the epigenome and the transcriptome in human skeletal muscle after training
    Maléne E Lindholm , Francesco Marabita , David Gomez-Cabrero , Helene Rundqvist , Tomas J Ekström , Jesper Tegnér , Carl Johan Sundberg
    Epigenetics 
    Vol. 9, Iss. 122014

16 Şubat 2015 Pazartesi

Oğlan Anası Olmak...

Günlerdir kafamı toplayayım, bir şeyler yazayım istiyorum olmuyor. Sonunda grupta açılan bir postta toparlar gibi oldum aklımdakileri, fazla da düzenlemeden ve uzatmadan olduğu gibi paylaşacağım. 


Kendimi salsam daha sayfalarca yazabilirim... Benim bir oğlum var ve onun için çok endişeleniyorum. Bu memlekette taciz edilmek için illa kadın olmak gerekmiyor. Hayvan, çocuk, bebek, eşcinsel, damacana, parktaki bank, vs. olmak da taciz edilme sebebi. Asıl mesele taciz edenlerin hep ataerkil düzenin bağrından çıkma ya da oradan çıkan kadınların büyüttüğü, Eren'in yazısında tarif ettiği "errrrrrkekler" olması aslında. Çarpık zihniyette yetiştirilmiş, insan olamamış, erki penislerinde bulan errrrkekler ve onların kendilerine hak gördüğü kendilerinden daha zayıf olanlar. O yüzden de çoğunlukla kadınlar ve çocuklar. Ama aslında zayıf gördükleri ya da kendi zayıflıklarını hatırlamalarına sebep olan herkes, her canlı... 

Bu bir güç meselesi. Kendim için de korkuyorum, oğlum için de. Ama oğlumun asla ve asla bir canavara dönüşmeyeceğini şimdiden biliyorum. Çünkü kendisi paşam olmadı; ben onun sultanı olmadım. Eşim evimizin reisi, ben onun prensesi değilim. Saçımı süpürge etmedim ne eşime ne oğluma, etmiyorum. Evimizde ataerkil düzenden nasiplenmiyor oğlum, çarpık ve illüzyonlardan oluşan güç dengeleriyle karşılaşmıyor. Büyüdüğünde de gücü eline aldığını sanan ve zayıflar üzerinde kullanmaktan zevk alan zevatlara yaranmak istememesi için elimden geleni yapacağım. 


Sevgi nedir, aşk nedir, sevişmek nedir öğrensin ve sevdiğiyle mutlu olsun istiyorum. Umuyorum. Hiç incinmesin, incitmesin kimseyi. Kendi evinde eşinden dayak yiyip, tecavüze uğrayıp, sonra oğlunu "paşam babası gibi olmayacak, büyüyüp anasına bakacak" diye yetiştiren, az büyüdü mü "erkek oldun sen, sevgilin yok mu, kiminle mercimeği fırına verdin" deyip sırtını sıvazlayan, sonra da oğluna pipisiyle yapabileceği her şeyi reva gören, kendi yaşadıklarını ve ezilmişliğini oğlunun başkalarına yaşatmasından zevk alarak senelerce eşinden yediği dayağın intikamını aldığını sanan; gücü oğlunun üzerinden yaşayan anneler de var bu memlekette. Sonra da bu sistemin içinden zevatlar çıksın, bana "annelik kutsaldır" desin.  Annelik kutsal filan değildir! Patlamanın sınırına geldim ama onun yerine, oturdum bu yazıyı yazdım. Çünkü, iyi bir insan yetiştirmek dışında, iyi bir insan ve kadın olarak bu konuyla ilgili bir tek bunu yapabiliyorum.


Özge Egemen

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım