19 Ağustos 2014 Salı

Zeka Gelişiminde Oyuncakların Rolü

Bu yazı zeka geliştiren oyuncaklarla ilgilidir: 

Silikon vadisinin teknoloji dehaları çocuklarını içinde akıllı telefon ve pad olmayan okullara gönderiyorlarmış diye bir yazı okumuştum. 10 yaşına gelmiş, hala bilgisayar kullanmayı bilmiyor çocuklar. Ne mi yapıyorlar? Örgü örüyorlar mesela... Ama peki zeka geliştirmek için ne yapmalı? Hangi oyuncaklarla oynatmalı? 
Lafı uzatmayacağım. Oyuncaklar zeka geliştirmiyor! Daha doğrusu, geliştirdiklerine dair bir bulgu yok. Bunu da zaten iki dakika düşünsek farkedeceğiz. Çocuğun en iyi oyuncağı kendi bedeni ve etrafındaki insanlardır. Bol hareket araştırmalarla zeka geliştirdiği bilinen tek kestirme yol. O çocuk, o bedeni kullanmalı. Özellikle kız anne-babaları, size söylüyorum: çocuk koşmalı, hoplamalı, zıplamalı. Çocuğunuzun dizi, kolları, bacakları morluk ve yara bere içinde değilse, sokaktan döndüğünde kıyafetleri hala kuru ve temizse, muhtemelen çocuğunuz yeterince hareket etmiyor. Oyuncakların zeka geliştirdiğini bir türlü gösteremiyorlar, ama hareket etmenin zeka geliştirdiğini biliyoruz. Hatta çocuklar spor yaptıktan sonra zeka testi sonuçları yükseliyor. O derece yani... Spor dedimse, hoplama, zıplama, tırmanma, çocuğu terletecek ne varsa aklınıza gelen. Bedenini ev içinde yeterince kullanması mümkün değil. Sokağa çıkmalı. Parka gitmeli. Yorgunluktan tükenmeli. Zeka geliştiren aktivite budur. Hem okul zekasını, hem bedenini geliştirir, hem de oyun sosyal zekayı geliştirir. Elimden gelse, tüm çocukları alır dışarı çıkarır, doğaya götürürdüm. 

Oğlumun ilk orman gördüğünde tam 4 saat aralıksız güldüğüne belki inanmazsınız. Kahkahalar atıyordu mutluluktan. Hangi aktivite bu kadar mutlu edebilir bir çocuğu? Çocukların oyuncaklara ihtiyacı yok aslında. Almayın demiyorum. Ben de alıyorum. Ama oyuncak basit olmalı. Ne kadar elektrikli, ışıklı, sesli ise, o kadar faydasız. Çocukları kendi haline bırakıp, oyuncak ve aktiviteye boğmazsanız, zaten onlar kendi şahsi duygusal ve bedensel gelişim hızlarına uygun oyunları kendiliklerinden buluyorlar. Ama pek çok aile bunlara dikkat etmiyor. Bir yaşına kadar (hatta çook daha uzun süre), tencere ve tencere kapağı muhteşem bir oyuncak. Kaç bebek sırtını yüzlerce liralık oyuncak yığınına dönüp, tencereyle oyunuyor? Çocuk bunu yapıyorsa, o gelişim düzeyinde buna ihtiyacı var demektir. Bunu da bize hiçbir gelişim seti söyleyemez. 

Oğlum -unuttum kaç aylıktı- bütün gün yere birşeyler atardı. Sonra onların nasıl düştüğünü, parçalanıp parçalanmadıklarını, nasıl ses çıkardıklarını incelerdi. İşte geliştirici oyun bu. Fizik kurallarını öğreniyor. Ama daha önemlisi, bir sorusu var. Bir merakı var. Ve o soruyu engellenmeden sormayı, cevabını öğrenmeyi değil, KEŞFETMEYİ öğreniyor. Bu kaşık düşünce tın yapıyor, peki tabak düşerse ne olacak? Kendine veya sizin için çok değerli birşeye zarar vermediği sürece bırakın yapsın. Çocuğu değil, çevresini kısıtlayın. Ortadan değerli herşeyi kaldırın, tehlikeli şeyleri kilitleyin, köşelere yumuşak şeyler bağlayın. Sonra bırakın çocuk yaşına uygun aktiviteyi keşfetsin. Bu aktivite size çamaşırda yardım etmek olabilir. Aralıksız dört saat boyunca koşmak olabilir. Duplo seti ile gemi filosu yapmak olabilir. Ayakkabı giymeye çalışıp, beceremeyince içli içli ağlamak da olabilir. 

Annesinin topuklu ayakkabılarıyla dolaşan, toka takmak, bebekle oynamak isteyen erkek çocuğa karışmayın. Kimse bu yüzden eşcinsel olmaz. Bunlar öğrenmenin alasıdır. Pazara gelsin sizinle, sebzeleri görsün, koklasın, incelesin. Beraber yemek yapın. Bu da tabi onu mama sandalyesine oturtup izletmek olabilir önce. Domatesleri önünde kesin. Malzemeleri tattırın. Sonra bir gün yumurtayı karıştırmasına izin verirsiniz. Birgün gelecek, yemek yapmaya başlayacak. Ama daha önemlisi, yemeği anlayacak. Denemesine, başaramamasına, üzülmesine izin verin. Tekrar denesin. Siz yapmayın. Bırakın o yapsın. Bırakın başarısız olsun. Neden mi? Araştırmalar bir şey daha gösteriyor: Hayatta en başarılı insanlar en zekiler değil, en AZİMLİ olanlar! Yani başarısızlıktan yılmayan, durmadan yeniden deneyenler. İşte bunu öğretmek gerekiyor çocuklara. Çünkü gerçek başarı, deneyerek, uğraşarak gelendir. Bu kolay değil ama. Düşecek. Yanında duracak, ama kaldırmayacaksınız. Çünkü kalkmayı öğrenmeli. Bir ayakkabıyı giymek için uğraşacak. Ben giydirevereyim diyeceksiniz, giydirmeyin. Bırakın denesin. Hiçbir aktivite bunu çocuğa öğretemez, yalnızca siz. Denemesine, yanılmasına, yılmamasına yardımcı olarak... 

Başka kimler başarılı ve mutlu oluyor? Yine araştırmalardan gidelim. Beklemeyi bilen insanlar ve bu da çocuklukta öğreniliyor. Her istediğini, hemen almaya alışan bir çocuk, mutsuz ve başarısız bir yetişkin adayıdır. Çocuklar sabırsızdır. Onlara sabrı öğretmek bizim işimiz. Önce 3 saniye beklemeleri bile başarı iken, zamanla uzun beklemeyi öğretin. Bazı şeyleri 5 dakika, bazı şeyleri ise bir hafta bekleyebilir 3 yaşında bir çocuk. Söz verin, anlayabileceği bir zaman verin ve sonra beklemesini, beklerse değeceğini öğretin. Önce bu, sonra şu deyin. Öğrenecektir. Ama ille de zeki olsun diyorsanız, şunu da bilin. Dünyanın her yerinde okula başlayan çocukların zekası düşüyor. Çünkü o soran, merak eden, koşturan, deneyen, keşfeden çocukları bir sıraya oturtup, onlara "öğretiyoruz." Gerçek öğrenme böyle olmaz. Çocuğunuz sizi yönlendirsin. 

Mesela çocuklara bir oyuncak vermişler. 7 farklı şekilde bakılabiliyormuş. Bir grup çocuğu oyuncakla bırakmışlar. Bir başka gruba ise öğretmen oyuncağın 4 farklı şekilde nasıl kullanılacağını öğretmiş. Sonra onları da bırakmışlar. Ne mi olmuş? Kendi başlarına bırakılan çocuklar, oyuncağın tüm işlevlerini keşfetmiş. Diğer çocuklar sadece 4 şekilde oynamaya devam etmiş. Bu bence eğitim sistemimizin çarpıklığının en güzel örneğidir. Çocuğunuza soru sormayı öğretmenize gerek yok. Çocuklar zaten doğal olarak savcıdan daha sorgucular. İlk yapmanız gereken şey, soru sormasına izin vermek, onu cesaretlendirmek. Çocuklarımızı rahat bırakmalıyız yani, ama başıboş değil. Soru sorduklarında, gidip beraber keşfedebilir, biz de onlara sorular sorabiliriz. Kesin cevaplar yerine, ihtimallerden bahsedebiliriz. Fikrimizi beyan ederken, "Ben buna inanyorum, ama farklı insanların farklı inanışları olabilir" diyebiliriz. Ama biz ne yapıyoruz. Çocuğun kafasının etraftan ve bizden gelen pek çok boş inanışla dolmasına izin veriyoruz. Bütün bu hazır (ve çoğunlukla yanlış) cevaplar, çocuğu sonsuza dek meraktan, araştırmaktan uzaklaştırıyor. Ama zeka da işte öyle gelişiyor. Sora sora, merak ede ede, kesin cevapları sorgulaya sorgulaya. Hadi bunun için de bir oyuncak yapsınlar! Bu denklemde oyuncakların zerre kadar önemi yok, ama siz çok önemlisiniz. Herşeysiniz. Her oyuncak sizsiniz. 

Çocuklar gözlemler, görür, sünger gibi emer. SİZ matematikten kormaktan vazgeçin. Yoksa o da öğrenecek. Siz başkalarına veya ona bağırıyorsanız, o da size bağıracak birgün. Bundan emin olun. Siz çocuğunuzu bencil yetiştiriyorsanız, birgün en büyük kazığı size atacak. Siz okuyun. Çünkü çocukların kelime haznesi ve dil kullanımı (yani zekalarının büyük kısmı), ailelerininki ile kısıtlı. Şüphe edin ki çocuğunuz sağlıklı süpheciliği öğrensin. Ama zeka ile kalmayın. Bedeninizi sevin ki, o da kendi bedenini sevsin. Güzel bir dünyaya inanın ki, o da inansın. Ona yalan söylemeyin. Dünyayı kolay, güzel bilmesin. Ama dünyada güzellikler olduğunu bilsin. Ona şevkati, saygıyı öğretin, sevmeyi, paylaşmayı öğretin. Severek, şevkat göstererek, paylaşarak. Siz ne kadarsanız, çocuğunuz muhtemelen o kadar olacak. Ama bu güzel birşey. Kendinizi geliştirebilirsiniz. Kendimi geliştirebilirim. Oğlumun olmasını umduğum insan olabilirim.

Aysuda Kölemen

17 Ağustos 2014 Pazar

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 10. Hafta

Herkese Merhaba,

9 hafta 2 günlükken gittik kontrolümüze. Öncesinde tahlil sonuçlarımı endokronologa göstermiştim. Hamilelik için gayet uygun olduğunu söyledi. Ama en önemlisi 4 haftada bir bu tahlilleri yenilemekti. Tüm hamilelik boyunca buna dikkat etmem gerekiyor. Bebeğin ihtiyacı arttıkça kullanılan ilaçlar da ona göre artacak sanırım. Kan testimi de devlet hastanesindeki kadın doğum doktoruma göstermiştim. O tahlillerde de sorun görmedi. Özel hastanedeki doktoruma bunları anlatıp tahlilleri gösterdiğimde bazı antikor testlerini tüp bebek tedavisine başlamadan önce yaptırdığım için yenilemem gerektiğini söyledi. Artık mecburen onları yapması için devlet hastanesindeki doktordan ricada bulunacağım. Yoksa özel hastanenin soygununa kurban gitmek istemiyorum. 

Kontrolde bebeğimin boyuna göre haftası 10 hafta 1 günlük çıktı. Bu şu an için çok belirleyici olmasa da gelişiminin biraz ileriden gittiğini gösterebilirmiş. Kanama alanı küçülmüş. Gelişimi gayet iyi gidiyormuş. (Maaşallah ☺) Son 3 hafta sadece 3’er gün işe giderek dinlenmiştim. Rahmetli dedem, nur içinde yatsın, “kavun-karpuz yata yata büyür” derdi. Ben de yata yata büyüttüm sanırım bebişi ☺. Doktorum ne yaptıysan aynen devam et dedi. Kilo olarak ilk kontrolümüzdeki kiloda çıktım. (71) Bu konuda da iyi gittiğimi söyledi. Midemde sorun olmadığı için özellikle fazladan pilav-makarna gibi yiyecekleri yememe gerek yokmuş. 11-14. haftalar arasında ikili test yaptırmamı istedi. Bunun için hastanenin perinatoloji bölümündeki bir profesörden randevu almam gerekiyormuş. Detaylı ultrason ve kan testi yapılacak. 

Ben en başından beri rutin muayenelerde bir aksilik görünmediği sürece bu testin gereksiz yere yapılmasına karşıyım. Çünkü test sonucu sadece istatiksel verilere dayalı bir olasılık vermekle birlikte, anne karnında müdahale edilebilir bir rahatsızlık için de veri sağlamıyor. Ama bir yandan da hem eşim yapılmasını istiyor hem de doktorum tüp bebeklerde mutlaka yapıyoruz diyor. Özellikle de bunu anlayamadım. Zaten böyle anomalilikler olmasın diye tüp bebek tercih edilmiyor mu? Bizim oluşturabildiğimiz en kaliteli embriyolar bunlar… Ben bu konuda biraz kaderci yaklaşmayı tercih edebilirim. Bu bebek için çok uğraştım. Şuan yapabileceğim en iyi tedaviyi uyguladım. Dediğim gibi olabilecek en kaliteli embriyo transfer edildi. Allah bize bebeğimizi bağışladı. Eğer benim bebeğimde bir sorun varsa Allah benim ona bakabileceğimi düşündüğü için onu bana verdi, derim. Bebeğimin atan kalbini durdurmayı sadece istatiksel bir sonuç için kabul edemem. Kaldı ki, belki %5-10 bir risk çıktığında ise ne amniyosentez yaptırmaya cesaret ederim ne de bu düşünce ile hamileliğimde sürekli stres olmak isterim. Bence en iyisi bu testi yaptırmamak. Hele bir de sağlık sigortam olmasına rağmen tüm işlemler için ne kadar ödeyeceğimi hastaneden öğrenince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Benim için sonucunun önemli olmadığı bir test için profesör muayenesi, ultrason ve kan tahlili için toplam 1.200 TL ödemem gerekiyor. İşte bu soygunculuk değil de nedir? Ben yine devlet hastanesine ilaçlarımı yazdırmaya gittiğimde bu konuyu soracağım. Bakalım ne önerecekler. 

Ayrıca transfer sonrası kullandığım ilaçlar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Aslında bence bunun adı “Tüp Bebekte Görünmeyen Masraflar” olmalı. Tüp bebek ilk düşünüldüğünde hemen merkezlerin paket fiyatları araştırılıyor ve buna göre bir kıyaslama yapılıyor. Her merkez ilaç fiyatı hariç, vereceği takip hizmeti için bir ücret alıyor. Haliyle her insanın vereceği reaksiyona bağlı olarak kullanılan ilaçlar değişiklik gösteriyor. Tahmini bir bütçe ile yola çıkabilirsiniz. Ama bence atlanan bir konu var. Tedaviye başladınız. Merkezin ücretini verdiniz. Size uygun ilaçlar temin edildi. 15-20 gün içerisinde kullanmanız gereken ilaçları da ödediniz. Dondurulacak embriyo varsa bunun ücretini de aldılar. Buraya kadar her şey tamam. Zaten bu süreci planlamıştınız. Peki transfer sonrası? Bana bu konuda maliyet bilgisi ya da bir tahmin verilmemişti. Ben donmuş embriyo transferi yaptığım için ilaçlara transferden 15 gün önce başladım ve gebeliğin 12. haftasına kadar devam edeceğim. Yaklaşık bir hesap yaptığımda günlük 25 TL civarında ilaç masrafım oluyor. Basit hesapla 3 ayda 2.250 TL'ye gelecek. Bu aşamada kimsenin para hesabı yapmayacağına, sadece bebeklerin sağlığını düşüneceğine eminim. Ben de böyle yapıyorum. Allah nasip eder de bebeğimiz doğunca, bu paranın o mutluluk yanında ne kıymeti kalır ki... Varsın daha çok masraf olsun, önemli değil, yeter ki sağlıklı olsunlar. Ama gebelik devam ederken yapacağınız diğer masrafları da göz önüne alıp, maddi bir kriz içine girip, gebeliğinizi stres ile geçirmemek için bu hesabı baştan yapmanın iyi olacağını düşünüyorum. 

Ben bunlardan hariç daha başka ilaçlar da kullandım. Transfer öncesi kullanılan, sadece tek seferlik ilacın ücreti 465 TL idi. Ayrıca histereskopi oldum. Bunun gibi bir sürü şey ile karşılaşabilirsiniz. Bu yazımın tek amacı var, sonradan nasıl olsa halledilir diyerek başlanan bu tedavi sizi daha derin sorunların içine sürüklemesin. Tedavi belki 1 ay içinde sonuçlansa mali açıdan daha düşük olacak ama beklemediğiniz sorunlar ile bütçenizi fazlası ile aşabilirsiniz. Eğri oturup doğru konuşmak lazım. Allah herkese nasip etsin, ama plansız başlayıp sonradan sıkıntı çekmeyin. Ben geç oldu ama hamileliğimin 8. Haftasında devlet hastanesine tahlil için gittiğimde kullandığım bu ilaçları oradaki doktorun reçeye yazabileceğini öğrendim. O günden beri gidip yazdırıyorum. Zararın neresinden dönsek kardır misali ☺ Sizin de aklınızda bulunsun. Naçizane tavsiyemdir…

Haftaya görüşmek üzere,

Melek

14 Ağustos 2014 Perşembe

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 33. Hafta

Sevgili Herkes,

33. haftamızdan hepinize merhaba… 

Biz çok şükür iyiyiz; pek hareketli, pek hareketliyiz. Büyüdükçe yeri daralacak, hareketleri azalacak diyorlardı; e bir de benimki dana yavrusu gibi, 2.300 şimdiden ama yerim pek daralmamış sanırım; sağ-sol penaltı gol halinde sürekli; çok şükür. 

Size bahsettiğim çakma babyshower partisini yaptım; öyle güzel geçti, öyle şımardım ki; iyi geldi. Mekana giderken hayatımın yağmuruna hatta seline yakalandık. Herkes berekettir dedi, geçtik; mekan ve kahvaltı fikri çok güzel oldu; süs masam da içime sindi. Herkesin de keyfi yerinde olup, ben de bütün gün sırıtınca sonuç oldukça keyifli bir organizasyona döndü. Bir hediye listesi yapmamıştım ama soranlara ihtiyaçlarımı söyledim. Zaten çoğu şeyi almıştım ama gelen hediyelerle ihya olduk. Mama sandalyem hariç hepsi tamam gibi. 
Aynı gün eşimin teyzesinin 2. Ölüm senesi idi; genç yaşta kanserden kaybettik. Onu da anmak için bir anma köşesi yaptım. Ikimizin resmini bir çerçeveye koyup, etrafına papatyalar serpiştirdim. Kimilerini ağlattım ama aramızda olduğunu hissetmek istedik. Hediye olarak puantiyeli torbaların içine kendi yaptığımız lavanta keselerini, kalpli şişelerde bonibonlar, keçeden bıyık figürlü kitap ayracı, ucunda püsküllü ve çubuklu şekerlerden koyduk. Torbanın tepesine de “Naz Kız’ın Baby Shower Partisi” stickerları bağladık. Bir de aynı temadan American servisi ve oğlumuzun bir adı olmadığı için “adsız prens geliyoooooor” posteri bastırdık. Maksat muhabbet, azıcık şımarmak olsun diye yaptım ve iyi ki de yapmışım. Adına “baby shower” demek komik geliyor ama bizim adetlerde karşılığı yok. Bu işin bir güzel yanı cidden ihtiyaçlarını karşılamak bence... 

33. haftamda henüz hastane çantamı yapmadım, kıyafetlerini yıkayıp, ütülemedik. Bir odası olsa belki çoktan yapardım ama malum küçük bir eve ve gayet ortalığa geldiği için henüz bir düzenleme yapamadık. Annem ısrarla onun evine gitmem gerektiğini söylese de ben, oğlumuzla ilgili hiçbir süreci eşimsiz ve köpeğimiz Padme olmadan yürütmek istemiyorum. En baştan nasıl başlar ise öyle devam eder ve biz de hep birlikte başlamalıyız. Evet zor olacak. Evimiz çok şirin ve keyifli ama şöyle ki dolabı salonda olacak. Altını salonda değiştireceğim. Beşiği tekerlekli; akşamları odamızda, sabahları salonda olacak. Bir süre nasıl olacağını göreceğiz ve belki bu sürede bir köpek dostu bize evini verir. Baktım lohusa delirmesi yaşıyorum; büyük büyük laflarımı arka cebime sokuşturup, tıpış tıpış anneme gideceğim. Ama önce denemek ve görmek istiyorum. Hep söylediğim gibi “zor oyunu bozmamalı” Gerçi deneyimli tüm anneler bunun çok zor olacağını, hatta olmayacağını söyleyip duruyor. Oysa insan hayata nereden bakıyorsa oradan yaşamaz mı? Ben bu küçüklüğü, sıkış tepişliği ve hatta köpekli olmayı kafama takıp, büyütürsem tabiki de olmaz. Ama sakin olup, sabırla bekler ve hayatımın bu en özel anlarını kendime ve başkalarına zehir etmezsem gayet de olurmuş gibi geliyor. Bendeki potansiyelin ilki olduğu bir gerçek ama bu durumu kabullenip, kenara oturamam. Savaşmayı öğrenmeliyim. O yüzden bu evde, bu büyük, salyalı köpekle ve hayatımıza yeni girecek bir veled ile başetmeyi öğrenmek zorundayım. Hormonlarım da destek olursa ne ala… 

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler,

Nazlı

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 1. Bölüm

Herkese merhaba, 

Ben bu blogda yazan sanırım ilk çocuk terapisti olacağım. Eren'le ve bloguyla tanışmam başlı başına uzun bir hikaye. Belki daha sonraki yazılarımda bu hikayeden bahsedebilirim fakat yazmaya başlamamın asıl sebebi olan ve paylaşmak için sabırsızlandığım konular benim için öncelikli. 

İlk olarak kendimi tanıtmama izin verin; Ebru Sidar ismim. Bundan tam 10 yıl önce Çapa'da, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakultesi'nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünü bitirdim. Fizyoterapistim. Mezuniyetimin ardından 10 yıldır aralıksız çocuklarla çalışıyor olmam ve aldığım eğitimler sebebi ile 'Pediatrik Duyu Bütünleme Terapisti- Fizyoterapist' olarak çalışmalarıma devam etmekteyim. İstanbul'daki lisans eğitimimin ve çocuklarla çalışma konusunda bir süre tecrübelenmemin ardından, çocuk gelişiminde eksik olduğunu düşündüğüm alanları tamamlamak adına Amerika'ya ve dünyanın farklı ülkelerine yolculuklarım başladı. Bu ülkelerde hem çeşitli eğitimlere katıldım hem de ünlü kliniklerinde, çocuklara uygulanan farklı terapi seanslarını gözlemleme ve öğrenme şansım oldu. 

Öncelikle Amerika'da, Amerika sınırları içinde, Sensory Integration Therapy (Duyu Bütünleme Terapisi) uygulayabilmek için zorunlu olan, çoook uzun sertifikasyon sürecini University Of Southern California'da tamamladım ve Physical Therapist & USC/WPS Certified in Sensory Integration ünvanına hak kazanan ilk ve bugünlerde henüz tek, Türk terapist oldum. Bu sertifika, Ürdün ve Güney Afrika dahil (ikisi de eğitim ve gözlemlerim için gittiğim ülkelerden) dünyanın birçok ülkesinde zorunlu ve eğitimleri veriliyor. 

Duyu bütünleme terapisi (Sensory integration therapy): 

  • dikkat dağınıklığı 
  • davranış sorunları 
  • gelişimsel sorunlar 
  • öğrenme problemleri-disleksi 
  • koordinasyon problemleri
  • konuşma ve yeme sorunları 
  • sosyalleşme ve iletişimsel sorunlar
  • yaygın gelişimsel bozukluk
  • fiziksel problemler
  • hiperaktivite
  • otizm
  • down syndrome
  • serebral palsi 

ve hatta yurt disinda; el yazısı bozuk olan cocuklara dahi okullarda düzenlenmiş özel odalarda veya kliniklerde alanında uzman terapistlerce uygulanan, birçok eyalette devletin karşıladığı, çocuğun kendi vücudunu ve çevresini doğru algılamasının ve sinir sistemi gelişiminin temel alındığı, dışarıdan bakıldığında eğlenceli oyunlar oynanıyormuş izlenimi veren, geniş yelpazeli bir terapi yontemi. 

Türkiye'de fizyoterapist olarak ilk mezun olduğum zamanlarda çevremdeki hiç kimse ne iş yaptığımı anlamıyordu; duyu bütünleme için de aynı durumlardayız şu günlerde. Bu nedenle yazılarımda çocukların zihinsel, fiziksel, bilişsel, sosyal ve psikolojik farklı alanlardaki gelişimlerinden bahsederken, sık sık duyu bütünlemeden, bu sistemin çocuğun sinir sistemi gelişimine olan önemli katkılarından, çocuklarımızın problemli davranışlarının veya gelişimsel sorunlarının muhtemel asıl kaynaklarından ve elbette en önemlisi sizlerin evde çocuğunuzun gelişimini desteklemek için yapabileceğiniz çalışmalardan bahsedeceğim. 

0-15 yaş aralığındaki çocuklarla çalışırken tek bir yöntem ya da stil asla yeterli olmuyor. Her çocuk yeni bir serüven ve siz her durumda hazırlıklı olmalısınız. Bir çocuğun sinir sistemini geliştirmeyi hedef alıyorsanız, onun tüm sistemlerini ayrı ayrı görerek değerlendirebilmeli ve geliştirebilmelisiniz. Fakat aslolan; tüm bu sistemlerin bütünleşmesini sağlamalısınız. Sosyal, fizyolojik, fiziksel, zihinsel, duygusal ve duyusal tüm sistemler beyin için önemlidir ve beyin içindeki sinirsel bağlarla birbirine bağlıdır. Birisinde yaşanan sorun kolaylıkla diğerine yansır ve sebebi bilinmeyen problemlere sebep olabilir. Bu problem dışarıdan bakıldığında sosyalleşme sıkıntıları ya da davranış bozuklukları gibi basit şekillerde gözlemlenebileceği gibi fiziksel ya da psikolojik boyutlara da yansıyabilir. Pratikte çalışmalarıma devam ederken çocukların psikolojik süreçlerinin tespit ve tedavisinde psikolog-pedagog arkadaşlarımdan bolca yardım alıyorum. Bununla birlikte, Duyu Bütünleme ve Nörogelişimsel Terapilerin yanı sıra; yıllar içerisinde çocuklar için aldığım, Floortime, ABA, NDT Bobath, Craniosacral Therapy, Refleksoloji gibi yöntemleri harmanlayarak terapiler sırasında kullanmayı tercih ediyorum. 

Yaptığım terapiyi çeşitli alanlarda sorunlar yaşayan çocuklara uygularken en çok gözlemlediğim şey; siz yaşanan problemi çözmek için beyin gelişim modaliteleri kullanıyorsanız eğer; çocuk sadece hedefteki probleminin çözümü ile kalmıyor, aynı anda bir çok farklı aşamada gelişiyor. Örneğin fiziksel gelişim sorunu ile gelen bir çocuğun sosyalleşme ve uyum problemleri, davranış problemleri için getirilen bir çocuğun uyku ve altına kaçırma problemleri ya da dikkat dağınıklığı için getirilen bir çocuğun yeme problemlerinin giderildiğine yüzlerce kez şahit oldum. Aslında bu örneklere daha yüzlercesini ekleyebilirim fakat bahsetmek istediğimin anlaşıldığını umuyorum. Çocukların gelişimsel süreçlerinin çeşitli aşamalarında yaşadıkları sıkıntıların ortadan kaldırılması için çokça kullandığım bu terapi sistemlerinin yanı sıra, insan sinir siteminin gelişimi ve elbette çocuk gelişimi için önemli olduğunu düşündüğüm bir şok farklı nörogelişimsel eğitim modelini kullanıyorum. 

Montessori, Waldorf ya da Reggio Emillia eğitim sistemlerini bir çoğunuz duymuşsunuzdur. Bu yöntemlerin tamamı çocuğun kendi başına özgür bir birey olabilmesini, bağımsız problem çözebilmesini, üreten, düşünen bir yetişkine dönüşebilmesini hedefler. Benim yapmaya çalıştığım da; çocuğun kendi yaşına uygun oyun ve aktiviteler içerisinde, bireysel farklılıklarına saygı gösterilerek, sürekli yeni bir şey öğrenmek yerine, 'Beynini Geliştirerek' kolaylıkla öğrenebilir hale gelmesini sağlamak. Gelişmiş bir beyne ne verirseniz kolaylıkla alır . 

Buradaki yazılarımda ağırlıklı olarak davranışın nörolojik boyutundan, sinir sistemi gelişiminden ve bu gelişimin sağlanması için neler yapılabileceğinden bahsedeceğim. Buradaki yazılarımda bahsedeceğim tüm bu aktivite ve önerilerin, sadece farklı gelişimsel alanlarda problem yaşayan çocuklarda değil; beyindeki sinaptik bağlantıları arttırması nedeni ile; beyin gelişiminin desteklenmesi adına sağlıklı gelişen tüm çocuklarda, önemli boyutlarda işe yarayacağının altını çizmek isterim. Yazılarımı öncelikle insan sinir sisteminden başlayarak aralarda aktivite örnekleriyle süslemeyi planlıyorum. Bu arada sizlerin soru ve önerileriniz ile de şekilleneceğini düşünüyorum.

Sevgiler,

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım